Ahmet SANER: Amerikan Emperyalizmi Ve Uşaklarına Karşı Mücadele Verdim

0 240
image_pdf

Türkiye’de görevli CIA ajanlarından Amerikalı subay Sam Novello ve onun Türkiye bağlantısı olan Ali Sabri Baytar THKP-C/MLSPB’nin Şehir gerillaları Ahmet SANER, Kadir TANDOĞAN ve Hakkı KOLGU tarafından 16 Nisan 1980 tarihinde ölümle cezalandırılır, cezalandırma sonrası üç gerillanın etrafı oligarşinin kolluk gücü polis tarafından kuşatılır. Saatlerce süren çatışma sonrası üç gerilla yakalanır. Çatışmada yaralanan Hakkı KOLGU yoldaş götürüldüğü hastanede tedavisi yapılmayarak katledilir.

İki gerilla Ahmet SANER ve Kadir TANDOĞAN yoldaşlar ise tutsak edildiler. 12 Eylül cuntasının askeri mahkemesinde idamla yargılandılar. Cezalandırılan kişiler CIA görevlisi ve işbirlikçisi ajanlar olduğu için yargılanmaları ABD’nin talimatı ile hızlandırıldı. Ulaş BARDAKÇI‘nın ODTÜ’de arabasını yaktığı Vietnam kasabı olarak da bilinen CIA yetkilisi Robert Commer ve beraberindeki Amerikan heyeti 20 Haziran 1981′de Türkiye’ye geldiler. Amerikan heyetinin talimatı ve Türkiye’den ayrılmasından 3 gün sonra, 25 Haziran 1981’de de, Ahmet SANER ve Kadir TANDOĞAN yoldaşlar ABD’ci darbeciler tarafından idam edildiler.

Ahmet SANER ve Kadir TANDOĞAN yoldaşlar idam edilmeden önce avukatlarına Ailelerine verilmek üzere mektup bıraktılar. İşte o mektuplar


  • Ahmet SANER’in Son Mektubu:

“Yaptıklarımdan hiç bir zaman pişmanlık duymadım. Şunu bilin ki dünyaya bir daha gelirsem aynı mücadeleleri, aynı şeyleri bir daha yaparım. Onun için kimsenin üzülmesini istemiyorum. Kimse üzülmesin, ben pişman değilim. Amerikan emperyalizmine ve onun uşaklarına karşı mücadele verdim. Verdiğim mücadele doğru bir mücadeleydi. Bundan dolayı üzüntü duymuyorum..”

Ahmet SANER
25 Haziran 1981

  • Kadir TANDOĞAN’ın Son Mektubu:

“Sevgili aileme, anneme, Mediha ablama, Nuriye ablama, kardeşim Meliha, yeğenim servet ve enişteme. inanın bu yaşamımda ölmeme değil, sizleri arkada, gözü yaşlı bıraktığıma üzülüyorum. Kolay değil; benimki bir anlık şey. Ya sizler? Ömür boyunca içinizde bir burukluk, bir acı duyacaksınız. İsteğim beni aklınıza getirdikçe ailenin bir ferdini, Kadir’inizi üzülmeden, acı duymadan anabilmeniz. Kolay değil, biliyorum. Beni düşünürken dünyada tek oğlunuz Kadir’inizi yitirmiş bir kişi olarak değil, sadece binlerce kişiden biri olarak düşünmenizi isterim. Böylesi belirli bir teselli, ama daha iyisini düşünemiyorum. Ölmek de doğmak gibi doğal bir olaydır. Ölenlere değil, insan yaşayanlara sarılmalıdır. İşin en doğrusu budur. insan acıyla yaşayamaz. Yaşarsa da mutlu olamaz. İnsan yok olanla değil, ancak varolanla yaşarsa mutlu olabilir. Temennim, bir arada mutlu yaşamaktı, mümkün olmadı. Üzgünüm. Yaşam benle son bulmuyor, bensiz de devam ediyor. Yaşam yaşayanların üstüne kuruluyor. Üzgün değilim; çünkü sizin de bir süre sonra kendinizi toparlayacağınızı, eksik aksak da olsa aile yaşamınızı eski rayının üstüne oturtacağınızı tahmin ediyor, teselli ediyorum kendimi. Bu mektup elinize geçtiğinde ben ölmüş olacağım, üzgün değilim… Mektubum baştan sona hüzün dolu. Ama bu şartlar altında yazmak için aklıma hiçbir şey gelmiyor. Sizleri hüzne boğmak istemezdim. Mektubu uzun tutmayacağım. Hem yazacak fazla bir şey bulamıyorum, hem de fazla hüzün ve ayrılık kelimeleri iyi olmasa gerek. Bütün arkadaşlara, komşulara, akrabalara selam ederim. Her zaman sizi canı kadar seven, KADİR’iniz…”

Kadir TANDOĞAN
25 Haziran 1981


image_pdf
You might also like